Bursa’da 01 Mayıs 1910 yılında doğan, sürgünde olduğu Belçika’da 10 Ekim 1987 yılında Brüksel’de vefat eden Behice Sadık Boran’ın ölümünün 38. yılında bir akademisyen bir kadın olarak anmak üzere…
Her Biyografi Yazarı Bir Portre Çizer[1]
Yaşam öykümüzü paylaştığımızda veya bir biyografi yazdığımızda bazen fark etmeden bazen bilinçli bir refleksle önemli paylaşımları yok sayabiliyoruz. Diğer yönden, ister yazılı isterse sözlü anlatım şeklinde olsun, paylaşılan her bilgi, öznenin karakterine olduğu kadar değer yargılarına ve psikolojisine de ışık tutar. Ancak aynı zamanda anlatan hakkında da okura veya dinleyiciye fikir verir. Örneğin İlhan Tekeli, uzun soluklu konuşma metninde okuru; tanıdığı ve çok değer verdiği Behice Boran’ın yaşam kesitlerinde bir şehir plancısının rehberliğinde, ayrıntılarda gerekli özeni göstererek gezdirir.
Yazar Yaşar Seyman’ın kaleminden Behice Boran’a dair birçok biyografide bulamadığımız duygusal bir yorumlama yakalarız. Seyman, Boran gibi örgütlülüğe önem vermesine karşın daha çok sürgündeki sosyalist kadının yurt hasretine kilitlenir. Portre yazarı, kadın duyarlılığı ile okuru, kız kardeş yakınlığında hissettiği “Behice” ile birlikte Brüksel’deki çiçekten halının seyrinde, her bir çiçeğin ve rengin çağrıştırdığı imgelerle yolculuğa çıkarır. Behice’nin saat gibi çalışan beynine eşlik edemeyen yorulmuş kalbi, gurbetle ülke arasında düşünsel mekik dokur.
Farklı disiplinde araştırmacılar sosyalist Boran’ın feminist akımlara yaklaşımını, siyasi mücadelesini ve akademik çalışmalarını incelerler. Elinizdeki mini portre Behice Boran’ın düşünsel veya mekânsal göçmen yaşamına, DTCF’de akademisyenliğine ve toplumsal cinsiyet hakkındaki düşüncelerine yoğunlaşmakta.
Behice Sadık Boran’ın Yaşadığı Mekansal ve Düşünsel ‘Göçler’
Bildiğiniz gibi; biyografisi yazılan şahsiyet, belli tarihsel kırılmalarda savunduğu dünya görüşüne paralel duruşu sergileyerek aynı değerleri paylaşan toplum kesimi tarafından takdir edilir. Behice Boran’ın yaşamında da her bir toplumsal kırılma mekânsal ve düşünsel göçlere yol açmıştır.
Politik rol model ve çevirmen Behice Boran’ın Türkiye’de bir hayat kurmasına, iki kuşak öncesinden Kazan Tatar ailelerin Anadolu’ya göçleri zemin hazırlar. Yıkılmakta olan Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk başkenti Bursa’da ticaretle yaşamını sürdüren Boran çiftinin üçüncü çocuğu Behice Sadık 01 Mayıs 1910 tarihinde dünyaya gelir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Bursa’nın Yunan işgaline uğrama tehlikesi karşısında ailenin, İngiliz işgalindeki İstanbul’a zorunlu gidişiyle Behice de on yaşında ilk göçünü deneyimler. Boğaz’ın Avrupa ve Asya diye ikiye böldüğü tarihi şehirde önce Fransız okullarında sonra Amerikan kolejinde aldığı eğitimler doğrultusunda, çok kültürlü bir sosyalizasyon sürecinden geçer. Ailede Tatar kültürü, okulda Batı değerleri doğrultusunda eğitim, toplumsal ve siyasal yaşamda Osmanlı egemenliği yanı sıra Birinci Dünya Savaşı galibi ülkelerin işgalinin yarattığı atmosfer, Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte yeni bir rejim ve nüfus mübadeleleri ortamında yetişen genç kadın düşünce boyutunda göçlerle tanışır.
Behice Boran İstanbul’da, okul başarısının sağladığı öğretmen referansı ile önce Cenevre’de yaz okuluna gitme ayrıcalığı kazanır. Sonraki yıllarda da Amerika’dan bir bursla Michigan Üniversitesi’nde sosyoloji bölümünde doktora yapma hakkını elde eder[2] (1934-1938). Böylece iki kez zihni ve bilişsel boyutları yoğun olan mekânsal dış göçü deneyimler. Behice Boran yurt dışında sosyal antropoloji ve disiplinler arası çalışma alanında kendini geliştirirken aynı zamanda Marksizm’le tanışarak giderek bilinçli bir Marksist’e dönüşür ve siyasi düşünsel göçüne başlar. O tarihten itibaren dünya görüşünde, dolayısıyla akademik ve siyasi çalışmalarında temel referans olacak Marksizm, Behice Boran’ın omuz verdiği sınıfsal mücadelede yaşamını anlamlandırırken Türkiye’deki yaşamını giderek zorlaştıracaktır.
“ABD’den doktora alan ilk kadın ve Türkiye’de sosyoloji doktorası yapan ilk kadın”[3] olan Boran, göçmen kuşlar gibi İstanbul’a geri dönünce, ilk dönemlerde Amerikan ekolünden olmasından ötürü Türkiye’deki Batı Avrupa kültüründe yetişen akademiye kabulde zorluklar yaşar. Bu durum, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde görevlendirilmesi sürecinde de devam eder. İç göç sonucu yaşadığı mekân değişikliği, yeni bir akademik kültüre ve siyasi ortama doğru da zihni göç anlamına geliyordu. Süreç içinde bilimsel çalışmaları ve dergilere yazdığı yazılar, Nazizm’den etkilenmiş Türk bürokrat ve politikacıları rahatsız eder. Kışkırtılan ırkçı Turancı gruplar üzerinden ve anti-komünist saiklerle Boran’ın akademik yaşamı sınırlandırılır. Nazilerin savaşı kaybetmesi de durumunu kolaylaştırmaz, bu kez 1945’lerden itibaren Sovyet tehdidi konsepti altında ABD eksenine girmeye başlayan Türkiye’de, pozitivist aydınlar dahil sol hareketlere karşı daha ağır saldırılar başlar. Aynı toplumcu duruşu benimseyen Pertev Nail Boratav, Niyazi Berkes ve Muzaffer Şerif Başoğlu ile birlikte akademik yaşamdan uzaklaştırılma ve soruşturmalara karşı verilen hukuk mücadelesi defalarca kazanılsa da Boran’nın 1939 yılında başladığı akademik yaşamı uzatmalarla 1950’de sonlandırılır.
ABD, bir yönden Türkiye’de Köy Enstitülerinin ve sol aydınların tasfiyesini doğrudan veya dolaylı desteklerken diğer yönden beyin göçünü de teşvik eder. Boran’ın da Başoğlu gibi ABD’de çalışma imkânı olsa da Boran bu süreçte evliliğe ve anneliğe göçü seçer. Elif kızını hayatta tutamaz ama oğlu Dursun’u ismiyle ve dostlarının ninnileriyle hayata bağlar. Tekrar İstanbul’a göç eyler. Hiçbir yere konmadığı söylenen Boran kuşu, genelde yuvada kalır. Yine de bildiği yabancı diller sayesinde yurt dışı basını ve dünya gündemini takip eder. Avrupa’da ABD’nin Kore müdahalesine karşı tepkilerden haberi olur, kendisi de 1951 yılında kurduğu “Türk Barışseverler Cemiyeti” ilkeleri doğrultusunda, Demokrat Parti’nin Kore Savaşı politikalarına karşı bildiri dağıtarak muhalefet eder. Tutuklanır. Önce 14 buçuk ay, ardından 1953 yılındaki TKP’ye yönelik büyük tevkifat sırasında beş ay daha hapis yatar. 1960 askeri darbesini “demokratik özgürlüklerin kapısını açan bir hareket olarak” değerlendirir. 1961 Anayasası’nın sağladığı ortam ve sosyalist grupların legal örgütlenmesi, Boran’ın Türkiye İşçi Partisi bünyesinde siyasi hayata katılmasına zemin hazırlar. 1965’te Urfa milletvekili olarak, parlamentoya seçilen on beş TİP’liden biri de Behice Boran’dır. Sonraki yıllarda liderliğini yaptığı TİP 1971’de kapatılırken Boran’a da tutuklu ve hükümlü olarak Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu ve Mamak Cezaevinde mahpusluk düşer.
Ötekileştirici ve baskıcı bir iktidar ile birlikte uzantısı niteliğindeki ülkücü kitleyle uğraşmak yetmezmiş gibi bir de parti içi mücadeleler ve sol fraksiyonlar arası polemikler 12 Eylül 1980 darbesine doğru giden yıllara damgasını vurur. Parlamenter yaşamı kesintiye uğratan bu darbeye karşı direnmeyi amaçlasa da son bir mahkûmiyetten arkadaşlarının ısrarı ile kurtulur; yurt dışında mülteci olur. Siyasi çabalarını sürdürür, TKP ve TİP’in birleşmesinde etkin rol alır. Göçler durmaz. Ömrü, Avrupa’da farklı ülkelere göçler esnasında – birçok mülteci yürek gibi - Brüksel’de ebediyete göçle sonlanır.
Bir Fakülte İki Akademisyen
Behice Boran’ın yaşamında önemli bir durak olan Dil Tarih Coğrafya Fakültesi cepheden estetik taş binası ile benim de yaşamımda önemli yer tutuyor. Arka bahçede, cephe estetiğine ihanet eden bir yapıda filoloji tahsili için fakülteye girdiğim dönem, ne yazık ki Boran’ın ülkeyi terk ettiği yıl ve aya denk düşüyor. Akademik yaşamın hayalini kurduğumda, sosyalistlerin DTCF’de yaşadıkları zorlukları, içinde bulundukları koşullara bağlıyordum. Yurt dışında doktora çalışmasını tamamlayıp dönen biri olarak kendimi Boran ile özdeşleştirip hangi ideallerle akademik araştırmalarını yürüttüğünü düşünürdüm. Behice Boran’ın ve meslektaşlarının akademik yaşamdan uzaklaştırılmaları, salt sosyalistlere bir eziyet değil, aynı zamanda kendisine “En hakiki mürşit ilimdir” ilkesini rehber edinen cumhuriyet paradigmasına da aykırıydı.
Sosyalist Sosyolog Akademisyen Behice Boran
Behice Boran’ın zeki biri olduğunu vurgulamak değerlidir, ancak zekâsını bilimsel ve eleştirel düşüncelerle buluşturması daha da önemlidir. Hayatı boyunca, zor yaşam koşullarının ve farklı göçlerin deneyimi ve birikimiyle hep sorgular, eleştirir, alternatifler sunar. Oysa bir yandan kulluktan kurtulamamış yeni Cumhuriyet kadrolarının bir kısmı, diğer yandan ulus-devlet oluşum sürecinde öne çıkarılan aşırı milliyetçilik, soğuk savaş döneminin de dışsal siyasi ve ideolojik etkileri ile birlikte edebiyat, siyaset ve akademik yaşamda her tür eleştirel ve yaratıcı düşünceyi engellemeye çalışır. Siyasal ve hukuk fakültesi öğrencilerinin de felsefe kürsüsü doçenti Boran’ın verdiği sosyoloji derslerinde amfileri doldurmaları, dikkatleri bir kez daha derslerin içeriğine ve etkisine çevirir.
Behice Boran, İlhan Tekeli’nin aktardığı gibi, hem yazılacak bir yaşam sürdü hem de geriye okunacak yazılar bıraktı.
Akademisyen, çevirmen ve politik kişilik Behice Boran yaptığı işleri ‘mükemmel’ derecede gerçekleştirme azminde bir kadındır. Öyle ki kamusal yaşamda sorumluluk almasının yanı sıra kadına toplumsal olarak yüklenen ‘rolleri’ dahi fazlasıyla yerine getirdiği söylenmektedir. Entelektüel siyasetçi kimliği ile bir rol modeli olan Boran’ın, kendi ifadesiyle sosyal değerler dediği ‘toplumsal cinsiyet rollerine yaklaşımı nedir?’, sorusuna yanıtı da özgünlük içermektedir: Sosyalist dünya görüşünü savunan sosyolog Boran, sadece ‘aile’ demekle kalmayıp literatüre kazandırdığı “patriyarkal aile” yapısında, özel mülkiyet ve cinsiyetçi iş bölümünün kadın ve erkek arasındaki statü farkını artırdığını, özgür iradesiyle çalışacağı işe karar vermeyen kadının, kendine ve çevresine yabancılaştığını dile getirir. “Patriyarkal aile”yi sınıfsal, siyasal, ideolojik çözümlemelerle anlamaya, açıklamaya ve teorik çerçeve kazandırmaya çalışır. Tüm bunların kadına, baskı ve şiddet şeklinde yansıdığını ampirik çalışmalarında belgeleyerek sorunlara sosyolojik açıklamalar getirir. Boran’ın mücadelesi masa başı çalışmalarıyla sınırlı kalmaz; cinsiyetçi ve her tür sömürüye karşı işçilerle, köylülerle, öğretmenlerle, partililerle, kadın duyarlılığı ile de kapitalist düzene ve aynı zamanda patriyarkal ailenin baskıcı işleyişine karşı mücadeleye katılır.
* Boran, kurulmasına tanıklık ettiği Cumhuriyet’e, dahası Yurt ve Dünyaya sadece bireysel değil, daha da etkili olarak örgütlü çalışma ve siyasal mücadeleyle katkı sunulabileceğini anlamış ve gerçekleştirmiştir.
* Şiirler yazan, türküler söyleyen Boran, klişelere takılmayan kararlı bir akademisyen, bilimsel ve eleştirel düşünceye açık, bazen – bir kadın duyarlılığı ile her türlü laubali davranışı önlemek için - otoriter bir politikacı, bazen mücadeleye yine kadın duyarlılığı ile önderlik eden bir insandır.
* Behice Boran’ın Sosyalist doğulmaz, sosyalist yaşanır sözü, çağdaşı Simone de Beauvoir'in Kadın doğulmaz, kadın olunur! sloganını anımsatır. Marksist tezlerle “sadece anlamak yetmez, değiştirmek de gerekir” diyerek söylemin eylemle bütünleşmesi gerekliliğine dikkat çeker, aktif olmayı telkin eder.
* Burslu yurt dışında bulunan ve iltica etmek zorunda kalan Behice Boran, bir anlamda hiç ‘göç’ etmemiş; ama mekânsal ve zihinsel dönüşümlerle evrensel bir çıkarıma ulaşmış sayılabilir. Onun memleketi Yurt ve Dünya’dır. Anadolu’nun; evrensel bilimin, uygarlığın ve dahası insanlığın saygın ve eşit bir parçası olması için mücadelesini sürdürmüştür. İnsanlığın, kişi hak ve hürriyetlerinin, yurtta ve dünyada barışın ve ilerlemenin gereklerinin özgür bilim, evrensel hukuk ve eşitlikten geçtiğinin farkındadır. Böyle bir amaç gerçekleştiğinde, artık göçlerin olduğu değil her yerin insanın yurdu olduğu, herkesin her yerde onurlu bir şekilde yaşayabileceği bir yurt ve dünya kurulmuş olacaktır.
Kaynakça
Ayşem Sezer Şanlı. "Kuramdan Eyleme Akademiden Aktif Siyasete: Behice Boran’ın Aydın Kimliği Üzerine Kuramsal Bir Değerlendirme", Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl 2020, Sayı 38: 19-38.
Burak Toplu. Behice Boran’ın Yazıları ve Söylemleri’nde Kadın Söylemi, Hacettepe Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2022.
İlhan Tekeli. “Sosyal Bilimci ve Siyasetçi Olarak Behice Boran. Hesabı Akılla Verilen Bir Yaşam”, Sosyoloji Dergisi, Yıl 2011, Sayı 23-24: 1-45.
Turgay Kahveci. “Türkiye’de Sol Milliyetçiliği Haritalandırma Girişiminde İkonik Bir Devrimci Örneği: Behice Sadık Boran”, Kafkas Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Yıl 2022, Cilt 13, Sayı 25: 561-601.
Yaşar Seyman. “Behice”, Zine, Ankara: Bilgi, 2020: 221-238.
[1] Bir kitap projesi için 04.03.2023 tarihinde teslim ettiğim bu makaleyi, proje maddi olanaksızlıklar nedeniyle gerçekleşmeyince yazıyı geri çektim; üzerinde yeniden çalışarak web sitemde yayınlamaktayım.
[2] Kahveci 2022: 573.
[3] Tekeli 2011: 5.
Prof. Dr. phil. Nazire Akbulut
Henüz Yapılmış Yorum Yok